INSIDE OUT


Duygularımızı Kucaklayan Bir Animasyon: Inside Out


Kahramanımız Riley’nin “neşe”yle dünyaya gözlerini açtığı ve ardından “üzüntü”yle

ağladığı sahneyle başlayan keyifli bir hikaye… Çocukların duygularını anlamlandırmaları,

ifade edebilmeleri ve olumsuz yaşantılarıyla baş etme becerileri kazanmaları için ellerinden

sıkıca tutmaya çalışılan anlarda yardımcı olabilecek bir film.

Bu animasyonda günümüz dünyasının “her zaman mutlu olmalıyız” gizli mesajının;

oldukça yorucu olduğunu, birçok zaman problemleri çözemediğini ve üzülmemiz de gerektiği anlatılıyor. Hatta üzüntümüzün de kendini ifade etmesine izin verdiğimizde kaybettiğimiz şeylerin yasını tutacak kadar ağlayabilirsek; en son elimizin tersiyle gözyaşlarımızı şöyle bir sildiğimizde şeker şeklindeki gözyaşlarımızın aslında bizi ne kadar iyi hissettirebileceğini de fark ettiriyor bu filmin öyküsü. Çocukların günlük hayatın olağan akışı içinde karşılaştıkları anormal olmayan, olumsuz yaşam deneyimlerinde (arkadaşlardan ayrılma, başarısız olma vb.) kesinlikle üzülmemeleri gerektiğine dair yanlış bir inançla dünyaya hazırlandıkları pratiklere şahit olunabiliyor. Bu yüzden bu animasyon çocuklara üzülebileceklerini, korkabileceklerini, kaygılanabileceklerini, öfkelenebileceklerini, tiksinebileceklerini ve neşeyle eğlenebileceklerini de fark ettiren kıymetli bir araç olabilir. Aynı zamanda duyguların işlevsel olarak ifade edilmesinin aslında hayatı ne kadar kolaylaştırdığı da bu animasyon üzerinden çocuklara aktarılabilir.

Gerçekçi olan ve olmayan tüm korkularımızın sayfalar dolusu olabileceği, başımıza

gelebileceği… Birlikte çocuklarla birlikte izlediğinde; bize hiç bahsedemedikleri korkularını

da paylaşmak istediklerinde belki korkularının da sarıp sarmalanabileceği güzel bir fırsat

olabilir. Animasyon filmde korku ve kaygı duyguları ayrıştırılmadığı için film üzerinden

yapılacak bir sohbette bu ayrım çocuğun hazır bulunuşluğu ve yaşına göre yapılabilir.

Özellikle animasyondaki “rüya üretim merkezi” gibi temsili anlatımlar yine anlam vermeye

çalıştıkları, bazen veremedikleri olguları tartışmamız için iyi birer araç olarak kullanılabilir.

Anıların duygularla eşlenerek oluşturduğu kişilik adaları gibi insan anılarıyla, sosyal

ortamlarıyla, duygularıyla kişiliğini ilmek ilmek dokuyor veya birçok faktörle etkileşimiyle

kişiliği ilmek ilmek dokunuyor. Farklı yaşam olayları bu kişilik adalarını yıksa bile yeniden

inşa edebileceği umudu hep mevcut bir yerlerde duruyor. Yeter ki farkında olalım… Tıpkı

diğer duyguların hiç söz hakkı vermedikleri üzüntüye fırsat verdiklerinde problemin

çözülmesi gibi. Şunu da unutmamak gerekiyor: çocuklar olumsuz yaşam olaylarında daha çok etkilendiği varsayılan grup olmasına rağmen destekle en kolay toparlanan grup da aslında. Şefkatle duygularını kucaklamanın yollarını kendilerine göstererek destek olunduğu takdirde çok güçlüler…

Bütün duygularımızı sarıp sarmalayabilmemiz ve biz yetişkinlerin de kendi düşünce

trenlerimizde “üzüntü”müzün ve “neşe”mizin birbirleriyle anlaşabilmesi ümidiyle…

109 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör