Bu Çocukları Pamuklara mı Sarsak, Ne Yapsak?

Bizimkisi Bir Rezilyans Hikayesi



Samuel Beckett’in ünlü “Godot’tu Beklerken” eserini bilir misiniz? Spoiler vermek gibi olacak ama eserin sonuna kadar çaresizce beklenen “Godot” hiçbir zaman gelmeyecektir. Hep güneşli günler beklememizin, önümüze asılan bir havuç gibi sadece mutluluğun peşinden koşmamızın, kendimize söylemekte zorlandıklarımızı çocuklarımızdan da köşe bucak gizlememizin sebebi belki de bu beyhude bekleyiş olabilir mi, ne dersiniz?


Hepimiz; çocuğuyla, genciyle ve yaşlısıyla, öğrencisinden beyaz yakalısına, yerden göğe kadar zor zamanlardan geçiyoruz. Dışarıda yoğun bir fırtına –bir pandemi- yaşanıyorken; bizler de koşa koşa evimize sığınıp, kapıları sıkıca örttükten sonra o sahte gülümsememizi takınarak, gerçek hislerimizi köşe bucak gizlemeye çalışıyoruz. Baskılanan, yaşanmayan, konuşulmayan ve dışlanan duygularımızla çizdiğimiz tozpembe dünya, bizim hangi becerilerimizi köreltiyor bir bilseniz! İstiyoruz ki; çocuklarımızın ayaklarına taş, ellerine diken batmasın, hiç kötülerle karşılaşmasınlar ama mucizevi bir şekilde hayata tutunup dayanıklı olsunlar. Pamuklara sarsak da saklasak derdindeyiz evlatlarımızı. Peki ya bu tavrımız; onların, hayata tutunma, esneklik ve uyum kabiliyetlerini azaltmaz mı?

Tam da bu noktada sizleri belki de bundan sonra sıkça duyacağınız bir kelime ile tanıştırmak istiyorum sizleri: REZİLYANS! Tinsel bir öğreti değil aksine tamamen mekanik bir terim olan rezilyans: maddenin baskı altında genişlemesini ve üzerindeki baskı kalktıktan sonra eski haline dönmesi anlamında kullanılırken; daha sonraları sosyoloji ve psikoloji terminolojilerine de girmiş bir kavram.


“Bilişsel esneklik”, “duygusal dayanıklılık” gibi tamlamalarla karşılaştığınızda aslında hepsinin rezilyans terimine karşılık geldiğini de bilin isterim. Henüz tam bir Türkçe karşılığı olmasa da “dayanıklılık, esneklik ve adaptasyon” birleşimi bir beceri bombası diyelim biz buna. Zor zamanlar için çocuklarımızın ceplerine koyabileceğimiz değerli bir bilye! Kaygıları, olumsuz duyguları yok saymak yerine, sürekli “ mutlu ve güçlü” olma dayatmasından uzak bir kabullenme, adapte olma ve yoluna güçlenerek devam etme hali de diyebiliriz hatta. Amaç; yıkılmaz olmak değil de; hayata tutunmak ve devam etme iradesini kendinde bulmak, bambu ağaçları gibi, rüzgâr ne şiddette eserse essin kırılmadan, rüzgâra göre salınarak var olmaya ve hatta büyümeye devam edebilmek. Hem kendimiz için hem de çocuklarımız için bu açıdan ömürlük bir kazanım bence rezilyans. Ne hissettiğimizi önce kendimiz kabullenip; daha sonra çocuklarımızın yaşlarına uygun şekilde anlatarak, şartlar her ne olursa olsun keyiflerimize ve ürettiklerimize odaklanmaya olan çabamızı, kısacası yaşama tutunma yollarımızı ve azmimizi gösterelim onlara. Düşmemekten ziyade kalkıp devam edebilmenin meziyetini kavramak ve bunu çocuklarımıza aktarabilmek olsun önceliğimiz.


“Bambu gibi esnek, kaya gibi sağlam, akarsu gibi akışkan” bir karakter durumu için olumsuzlukları yok saymak yerine, “rezilyant” bir birey olma yolunda onları avantaja dönüştürmeniz dileğiyle!

115 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör