Çocuk Haklarına Dair Neleri Biliyorsunuz?




Eski dönemlerde çocuklar, mensubu olduğu ailenin ekonomik gelir kaynağı olarak kabul edilirdi. Bu çerçevede mensubu olduğu ailenin “malı” olarak görülen çocuklar, tabiri caizse, aile büyüklerinin emrine amade olacak şekilde yetiştirilirdi. Devlet tarafından da bu durum kabul edilir ve bu kabul doğrultusunda yasalar geliştirilir, çocuğa ilişkin kararlar tamamıyla aileye bırakılırdı. Özellikle tarihi kou alan edebi yapıtlarda, dizi-film senaryolarında da bu durum görülebilmektedir.


Toplumsal yaşayışın zaman içerisinde değişmesi, toplumların modernize olması, insana ve dolayısıyla çocuğa bakışın değişmesini, bireyin ve bir birey olarak çocuğun toplum içerisindeki yerinin belirlenmesini sağlamıştır. Her insanın doğuştan sahip olduğu birtakım haklar olduğu kabul edilmiş ve ırk, dil, din, cinsiyet, mülkiyet vb. durumların bu haklara sahip olmada herhangi bir etkisinin olmadığı kabul görmeye başlamıştır. Bireylere tanınan bu haklara çocukların da sahip olduğu kaçınılmaz olarak kabul görmüştür. Bununla birlikte çocukların özel ilgi ve yardım haklarının bulunduğu da hukuksal alanda kabul edilmiştir. Bu kabuller çerçevesinde BM tarafından Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hazırlanmıştır.

Yeri gelmişken çocuk haklarının, insan haklarının bir parçası olduğunu hatırlatmakta fayda var. İnsan hakları dendiği zaman akla gelen bütün haklara her çocuk sahiptir. Bu haklar, düşünce özgürlüğü hakkından özel hayata saygı hakkına hatta dernek kurma hakkına kadar gider ve çeşitli uluslararası sözleşmelerde belirtilmiştir. Bu nedenle çocuklarla iletişim kurulurken, onlara yaklaşılırken, sahip oldukları haklar yönünden, yetişkin bireylerden herhangi bir farkının olmadıkları, hatta yetişkinlerin sahip oldukları hakların yanında evrensel olarak birtakım başkaca haklarının da olduğu unutulmamalı, çocukların sahip oldukları bu haklara her alanda saygı duyulmalıdır.


Çocuk haklarından söz ederken önce yasal anlamda çocuk kelimesinin ne anlama geldiği, kimlere çocuk dendiğini belirlemeliyiz. Kısaca söylemek gerekirse, 18 yaşını tam olarak doldurana kadar herkes çocuktur. Uluslararası sözleşmelerde olsun yerel mevzuatta olsun 18 yaşını tam olarak doldurana kadar herkes çocuk sıfatını taşır ve çocukların sahip olduğu bütün haklardan faydalanır.


Burada ayrıca reşit olmaktan da bahsetmemiz gerekir. Reşit olmak, en basit anlamıyla çocukluk çağını bitirmek anlamına gelir. Çocuklar özel ilgi ve yardıma ihtiyaç duydukları için geliştirilen, velayet gibi, birtakım mekanizmalar reşit olan bireyler için uygulanmaz. Bireyler, reşit olduktan sonra, bazı özel durumlar haricinde, kanunların izin verdiği çerçevede, tam anlamıyla kendi özgür iradeleriyle, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın (Tabi yasalar çerçevesinde) hareket edebilir. Bilindiği üzere, reşit olma yaşı 18’dir. Ancak öyle bazı durumlar olabilir ki bireyin daha erken yaşta reşit olması gerekir. Kanunlarda tek tek belirlenen bu durumlar gerçekleşirse mahkeme kararıyla ya da karar aranmaksızın birey reşit sayılır. Dolayısıyla reşit olmamak ile çocuk olmak aynı şeyler değildir. Bu nedenle kanunlarda çocuktan bahsedildiğinde henüz 18 yaşını tam olarak doldurmamış bireyleri anlamak gerekir. Kanunlarda reşitten bahsedildiğinde ise özel reşit olma durumlarının da göz ardı edilmemesi gerekir. Yani 18 yaşını doldurmayan ama yasalar önünde reşit olan bazı bireyler de olabilir.


Peki çocuk hakları nedir? Temel insan haklarının yanında, çocuklara özgü birtakım başka evrensel haklar da bulunmaktadır. Bunlara oyun hakkı, korunma hakkı, anne-baba ve aileyle sosyal ilişkiler kurma hakkı gibi haklar örnek olarak gösterilebilir. Bu haklar uluslararası sözleşmelerde belirtildiği gibi yerel kanunlarda da yerlerini almıştır.


Yukarıda belirttiğim üzere, çocukların özel ilgi ve yardıma ihtiyaçları olduğu için, uluslararası sözleşmelerin yanında bu sözleşmelere paralel olacak şekilde, yerel kanunlar tarafından bazı özel düzenlemeler yapılmıştır. Çocuk haklarına ilişkin bazı özel kanunlar ve yönetmelikler yapıldığı gibi, çeşitli kanunlarda da çocuk hakları gözetilerek kimi maddelere yer verilmiştir. Özellikle Medeni Kanun’da, Borçlar Kanunu’nda, İş Kanunu’nda çocuk haklarına ilişkin özel maddeler bulunur. Yine Çocuk Koruma Kanunu vs. çocuk hakları dikkate alınarak hazırlanmıştır.


Çocuk haklarına ilişkin yerel mevzuatta belirtilen bazı durumlardan da çok detaya inmeden bahsetmek gerekir. Örneğin çocukların (daha doğru bir deyişle reşit olmayan bireylerin) tarafı olduğu ve onları borç altına sokacak olan sözleşmeler, velisinin izni veya sonradan onayı olmadıkça geçersizdir. Bu kural çocukların özel ilgi ve yardıma ihtiyaç duymaları dikkate alınarak çocukları korumak için oluşturulmuştur. Böyle bir durumda, veliler tarafından, yapılan sözleşmenin geçersiz olduğu belirtilerek, verilen şeylerin iadesi sağlanabilir. Örnek vermek gerekirse, çocuğun, daha doğrusu reşit olmayan bireyin, herhangi bir yerden velisine danışmaksızın bilgisayar satın alması durumunda, velinin bu satış işlemine rızası yoksa bunu karşı tarafa bildirerek bilgisayarın ve karşılığında verilen paranın iadesi sağlanabilir. (Her zaman olduğu gibi bazı ispat vasıtalarının gerekliliği unutulmamalıdır.) Böyle bir durumda çocuğun bilgisayarı kendi parasıyla alması ya da bilgisayarın çocuğun kendi kullanımı için alınmış olması önemli değildir.


Boşanma gibi davalarda akla ilk gelenler şeylerde biri olan velayetten de bahsedilmesi gerekir. Her ne kadar velayet hakkı anne-babaya tanınmış bir hak olsa da, çocuğu doğrudan etkileyen bir durum olduğu için velayetten de söz etmek gerekir. Hangi yaş grubunda olursa olsun, velayet hakkının kime tanınacağı belirlenirken dikkate alınan en önemli kriter çocuğun üstün yararıdır. (Çocuğun üstün yararı terimi birçok kanun maddesinde yer almaktadır. Bunun nedeni ise çocukların özel ilgi ve yardım ihtiyacı duyması nedeniyle çocuğun yararına olacak şeylere üstünlük tanınmasıdır.) Velayet konusunda çocuğun üstün yararına aykırı karar verilmesi mümkün değildir. Bu hususta alanında uzman kişilerce uzman raporu alınır ve buna göre karar verilir. Ancak kendini ifade edebilecek yaş grubundaki çocuklar açısından, hazırlanacak raporun yanında çocuğun düşüncelerine de önem verilir. Uygulamada 8 yaşını dolduran çocukların velayet konusunda dinlenmesi zorunludur. İdrak çağındaki çocuğun görüşlerine, çocuğun üstün yararına açıkça ters düşmedikçe, gereken önem verilmelidir.


Çocuk işçiliğin bu kadar yaygın olduğu bir dünyada yaşadığımız için iş hukuku açısından da birtakım bilgilendirme yapılmasında fayda var. Eski zamanlardan gelen çocuğun ekonomik kazanç kaynağı olduğu düşüncesi, ulusal ve küresel anlamda bazı bölgelerde hala devam etmektedir. Bu düşüncenin ortadan kaldırılması, çocukların fiziksel, psikolojik vb. zorluklara karşı korunması için gereken çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren kurumlarca yapılmaktadır. (Bu çalışmaların ne kadar faydalı ve ne kadar yeterli olduğu tartışma konusudur.) Bu kapsamda ulusal ve uluslararası alanda bazı yasal sınırlamalar ve yasaklar oluşturulmuştur. İş Kanunu’muzda, uluslararası sözleşmelere paralel olarak, 15 yaşın altındaki çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu kuralı getirilmiştir. Ancak istisnai olarak 14 yaşını doldurmuş çocuklar belirli şartlar çerçevesinde hafif işlerde çalıştırılabilir. Bunun dışında 14 yaşından küçük çocuklar ise, yaş sınırı olmaksızın ancak yaş grubuna uygun olacak şekilde ve belirli şartlar çerçevesinde, gerekli izinlerin alınması şartıyla sadece kültür, sanat ve reklam faaliyetlerinde çalıştırılabilir. Ancak doğal olarak çocuklar için belirlenen haftalık ve günlük çalışma saatleri, yıllık izin süreleri vb. hususlar yetişkinler için belirlenenden farklıdır.


Ceza hukuku konusunu da ele almak gerekir. Çocuklar, ceza hukuku alanında da özel olarak değerlendirilmiştir. Bazı suçların çocuklara karşı işlenmiş olması, o suç için öngörülen cezanın artırılmasını gerektirir. Böylece çocuklar açısından ceza hukuku alanında da ekstra bir koruma sağlanması amaçlanmaktadır. Yine çocuklar tarafından işlenen suçlar açısından ceza yargılamasında üç farklı yaş grubu önem arz etmektedir. Bunlardan ilki 0-12 yaş grubu çocuklardır. Bu yaş grubu çocuklar için ceza yargılamasında cezalandırma yolu uygulanmaz. Ancak çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. Bir diğeri 12-15 yaş grubu arasındaki çocuklardır. Bu yaş grubu çocuklar işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilip algılayamaması önem arz etmektedir. Alanında uzman kişiler tarafından yapılacak olan değerlendirme sonucunda çocuk işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilecek durumda değilse cezalandırma yoluna gidilmezken çocuk hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir, algılayabilmesi durumunda hükmedilecek cezada indirim yapılır. Son olarak 15-18 yaş grubu çocuklar değerlendirilmektedir. Bu yaş grubundaki çocuklar ise fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi konusunda değerlendirilmeksizin verilecek cezada indirim yapılır. Çocuklara özgü güvenlik tedbiri ise Çocuk Koruma Kanunu’nda belirtilen tedbirler olabilir. Böylece suça karışan çocuğun devletin egemenlik gücüne karşı korunması sağlanmaya çalışılmaktadır. Ayrıca bu çocuğun kısa sürede ve daha az zarar görerek, yaptığı yanlışın da farkına varması sağlanarak topluma yeniden kazandırılması amaçlanır.


Kanunlarda belirtilmeyen bazı durumlarda hakimler tarafından da çocukların özel ilgi ve yardım ihtiyacı, çocukları koruma gerekliliği dikkate alınarak karar verilmelidir. Yargıtay bir kararında, annesine hediye almak için evdeki buzdolabını satmak isteyen çocuktan 25 TL karşılığında buzdolabını satın alan kişinin eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğuna karar vermiştir. Böylece, çocuk üzerinden, tabiri caizse uyanıklık yaparak, bu şekilde menfaat elde eden kişinin eylemi cezalandırılarak çocuklar için koruma mekanizması geliştirilmiştir.


Yazar: Av. Serkan Payas

92 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

INSIDE OUT